ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

 

DİĞER İÇERİKLER




Şehirleşme, Sanayi Ve Göç İlişkisi ders notu

Ana Sayfa » 9-10-11-12.Sınıf Ders Notları » Şehirleşme, Sanayi Ve Göç İlişkisi ders notu
Sitemize 02 Aralık 2012 tarihinde eklenmiş ve 5.315 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

ŞEHİRLEŞME, SANAYİ VE GÖÇ İLİŞKİSİ

ŞEHİRLERİN DOĞUŞU

Geçmişte insanların yaptıkları ekonomik faaliyetler kısıtlıydı. Teknolojinin gelişmesi, doğal kaynakların keşfi ve işletilmesi, nüfus artışı ve ihtiyaçlara artan talep hızlı bir şehirleşmeyi beraberinde getirmiştir. Örneğin, küçük bir yerleşim yerinde sanayi faaliyetlerinin başlaması ya da bir maden ocağının açılması o alanda nüfusun artmasına, şehirleşmenin hız kazanmasına, sosyal, ekonomik ve kültürel yapıda değişimlere yol açmıştır. Bu değişimler, şehirlerin cazibe merkezi hâline gelmesine neden olmakta ve insanları kendine çekmektedir. Şehirleşme, göç ve sanayileşme süreci, birbirleriyle sıkı bir ilişki içerisindedir.

GÖÇ VE KENTLEŞME İLİŞKİSİ

Göç olgusu, sosyal bir hareket olmasına karşın, ekonomik yaşamdan kültürel yaşama kadar hayatın her yönünü etkileyen temel bir değişimdir. Göç ve kentleşme arasındaki ilişki, kentlerin çekici faktörleri ile kırsalın itici faktörlerinden kaynaklanmaktadır. Kırsal kesimlerden kentlere yapılan yoğun göç hareketi, hem mekânsal olarak hem de kültürel açıdan kentten soyutlanmış “Getto” adı verilen bölgeleri ortaya çıkarmıştır. Metropollere yönelen ve aşırı ölçüde nüfus birikimine yol açan göç, kentlerde işsizliğin artmasına neden olmaktadır. Ayrıca hızlı göç akımı şehrin, konut, çevre, altyapı, ulaşım, eğitim, sağlık ve asayiş sorunlarını büyük ölçüde artırmaktadır. Hızlı göç hareketinin bir diğer etkisi de arsa ve arazi değerlerinin bir anda artmasıdır. Mesken ihtiyacı, verimli tarım alanlarının ve orman arazilerinin hızla yerleşime açılmasına neden olmuştur. Sağlıksız kentleşme sonucu büyük şehirlerde sanayi tesisleri ile konutlar bir arada bulunmaktadır. Sanayi bölgelerinin çevreleri gecekondular tarafından mantar gibi sarılmakta bundan dolayı sanayi kirliliği kentlerde yaşayan insanların sağlığını büyük ölçüde tehdit etmektedir.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZ DÜNYASINA

Genel olarak sosyal ve ekonomik gelişme sürecine baktığımızda toplumlar İnsanlık tarihi açısından önemli gelişim aşamaları geçirmişlerdir. Bu aşamalardan birincisi; insanı toprağa ve yerleşik düzene bağlayan tarım toplumuna geçiştir.İkincisi; tarım toplumundan kitlesel üretimin tüketimin ve eğitimin önemli olduğu sanayi toplumuna geçiştir. Üçüncüsü ise kitlesel refahın, bilginin ve nitelikli insanın önem kazandığı bilgi toplumuna geçiştir. Günümüzde de ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanda birçok değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Bu değişimlerin en önemlisi teknolojide yaşanan hızlı gelişmelerdir.

TEKNOLOJİK GELİŞME VE DOĞAYA ETKİSİ

Küreselleşme olgusunu meydana getiren faktörler arasında en belirleyici olanı teknolojidir.Teknolojinin etkisi sadece teknik alanla, teknik ürünlerle sınırlı kalmamaktadır. Teknoloji; başta ekonomi olmak üzere sosyal, kültürel ve siyasal alanları etkileyip belirlemektedir. Bu etkiler yalnız belli sınırlar içinde kalmayıp uluslararası boyutlarda yaşanmaktadır. Bu belirlemeden de çıkarılabileceği üzere çağımızda uluslar, bütün güçlerini teknolojik üstünlük kurmaya yönelik organize etmişlerdir.

TEKNOLOJİK GELİŞİM VE DEĞİŞİM

Teknolojik gelişme ve buluşlar insan yaşamını temelinden değiştirmiştir. Bu nedenle teknolojinin insanlık tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Pulluk, tarımda o zamana kadar bilinen ve uygulanan tekniklerle elde edilen ürünün üretimini o günkü üretim miktarına göre büyük ölçüde artırmıştır, aynı şekilde kimyevi gübre de yine aynı oranda artışa neden olmuştur.Pulluk ve gübrenin kullanılmaya başlanması tarım devrimine yol açmıştır.Teknolojik buluşlar insanların iş yapabilme yeteneklerini çok büyük miktarda artırmış ve Sanayi Devrimini ortaya çıkarmıştır.Makineleşme, sanayi toplumu için ne kadar önemli ise bilgisayar ve iletişim teknolojileri de günümüz bilgi toplumu için o kadar önemlidir.

GELECEKTE NÜFUS VE YERLEŞME

Şehirleşme olgusu insanlık tarihi açısından çok önemli bir dönüm noktasıdır. Tarihsel olarak şehirleşme, sanayileşme ile birlikte farklı bir gelişme seyri izlemiştir. Bu nedenle şehirleşme olayı incelenirken temel alınacak faktör sanayileşmedir. Sanayileşmede yaşanan hızlı gelişmeyle birlikte şehirleşme çok hızlı bir ivme kazanarak ciddi bir değişim ve dönüşüm geçirmeye başlamıştır. Günümüzde dünya nüfusunun yarısı şehirlerde, bu nüfusun yaklaşık olarak % 5′i, nüfusu 10 milyon’u aşan büyük şehirlerde yaşamaktadır.

Gelişmiş ülkelerde şehirleşme oranı % 80′lere yaklaşırken Güney Amerika’ da bu oran % 70 civarındadır.

Şehirler nüfus oranının en az olduğu Afrika kıtasında bile şehirlerde yaşayanların oranının önümüzdeki yıllarda toplam nüfusun % 50″sine ulaşması beklenmektedir.1960′ta 1 milyar insan şehirlerde yaşarken bu sayı 1985′te 2 milyara, 2002′de 3 milyara ulaşmış, 2030′da İse 5 milyara ulaşması yani dünya nüfusunun % 60 ‘ı olması beklenmektedir. Az gelişmiş ülkelerde her yıl şehir nüfusuna 60 milyon kişi eklenmektedir.

Bu da şehirlerin nüfusuna her yıl İngiltere nüfusu kadar insanın eklenmesi demektir. Dünyada 1950 yılında nüfusu 10 milyonu aşan tek şehir Newyork’tu.2015 yılında mega (metropol) şehir sayısının 26‘ yı bulması beklenmekte, bunların % 80-90′ının da gelişmekte olan ülkelerde olacağı tahmin edilmektedir.Şu anda nüfus sayısı bakımından dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri olan Tokyo’nun nüfusunun 2015′te 27,2 milyona çıkacağı tahmin edilmektedir.Dakar, Mumbai (Bombay), Sau Paulo, Delhi ve Meksiko City’nin de nüfuslarının 20 milyonu geçeceği belirtilmektedir.

GELECEĞİN EKONOMİSİ

Dünya ülkelerindeki farklı demografik oluşumlar, teknolojik yenilikler, uluslararası ticaretin ve mali sistemin serbestleştirilmesi ve yerel reformlar, dünya ekonomisindeki değişikliklerin itici gücünü oluşturmaktadır,

Uluslararası birçok kuruluşun kendileri ve dünyanın geneli için yaptıkları ya da tasarladıkları projeler vardır.

OECD tarafından, 2000′li yılların başında bir “Bağlantılar Projesi” tasarlanmıştır.Bu proje, bir yandan ülkeler için yüksek büyüme hızlan öngörürken diğer yandan da önümüzdeki 25 yıl içerisinde farklı ülkelerin ekonomilerinin birbirlerinden nasıl etkileneceğini ortaya koyacaktır.Yapılan değerlendirmelere göre temel ham maddelerin özellikle de doğal kaynakların üretiminde büyük bir artış öngörülmemektedir.

Dünyanın farklı ülkelerindeki politik yaklaşımlar ve var olan potansiyeller göz önüne alındığında dünya ekonomisinde geçen çeyrek yüzyılda ulaşılan yıllık % 4,5′lik büyüme oranının % 6,7′ye çıkacağı tahmin edilmektedir. Ticaretin serbestleştirilmesi, iletişim ve ulaşım maliyetlerinin düşmesi, sermayenin uluslararası alanda hareketliliğinin artması ekonomik kaynakların gelecekte daha fazla dışa açılmasına yardımcı olacaktır. Yüksek oranlı büyümeye paralel olarak, tarım üretimi önümüzdeki 25 yıl içerisinde hızlı artışını sürdürecektir. Tarım ürünlerinin ticaretindeki gelişmeye bağlı olarak artan gıda maddesi talepleri Çin, Hindistan gibi büyük ekonomilerce karşılanacağı tahmin edilmektedir.

İletişim teknolojisinin gelişmesi çok geniş ve karmaşık bir uluslararası ticaret ağı oluşturmaktadır.

En İyi ve en ucuz malı en hızlı şekilde, tüketicilere ulaştıran ülkeler ve firmalar bu ticari sisteme uyum sağlayacaktır. Bunu sağlayamayan ülkelerde ise bu küreselleşmeye bağlı olarak işsizlik ve fakirlik artacaktır.

 

TÜRKİYE’DE COĞRAFİ BÖLGELERİN TESPİTİ

COĞRAFİ BÖLGELERİN TESPİTİ

Bölge kavramı değişik nitelikteki alanları belirtmek için kullanılır.Sanayi bölgesi, işletme bölgesi, tarım bölgesi, seçim bölgesi, serbest bölge vb. ifadeler, bölge sözcüğünün geniş anlamda kullanımına birer örnektir.Yukarıda adı geçen bölge tipleri yönetim amacıyla veya hizmet kolaylığı sağlamak için ayrılmış olan birimleridir.Coğrafi bölge ise doğal özellikleri ile beşerî ve ekonomik özellikleri bakımından benzerlik gösteren alanlardır.Ülkemizde farklı coğrafi özelliklere sahip 7 bölge ve 21 bölüm bulunmaktadır.

Bu bölgelerin oluşturulması ve sınıflandırılması nasıl gerçekleşmiştir, tarihsel süreciyle beraber öğrenelim.

COĞRAFYA KONGRESİ VE TÜRK COĞRAFYA KURUMUNUN KURULMASI

Cumhuriyetin ilk yıllarında coğrafyanın diğer ülkelerdeki gelişmesini takip eden bilim adamları, Türkiye’de bu alandaki çalışmaları düzenleyip teşvik edecek bir organizasyona ihtiyaç duymaktaydılar. Ülkemizde coğrafya biliminin amacına uygun şekilde gelişmesini diğer taraftan okullarda coğrafya öğretiminin daha bilimsel olmasını sağlamak için yoğun bir çalışma İçerisine girilmiştir. Bunun için de bu bilime ilgisi olan bilim adamlarını toplayarak onların ileri süreceği fikirlerden istifade etmek için bir kongrenin yapılması kararlaştırılmıştır.6 Haziran 1941 tarihinde toplanan ve 21 Haziranla kadar devam eden Birinci Türk Coğrafya Kongresi’nde ele alınan konulardan biri de Türk Coğrafya Kurumunun oluşturulmasıydı.

Kongrenin çalışmaları sonucunda 12 Mart 1942′de kurulan Türk Coğrafya Kurumu, Cumhuriyet Döneminin önemli bilim ve eğitim kurumlarından biri olmuştur.

TÜRK COĞRAFYA KURUMUNUN AMACI VE GÖREVLERİ

Ø  Türkiye’de coğrafyanın ve diğer bilimlerin gelişmesini ve ilerlemesini sağlamak

Ø  Türkiye’nin ilmi metotlarla coğrafyasını incelemek

Ø  Coğrafya ile ilgili uluslararası bilimsel çalışma ve yayımları izlemek

Ø  Türkiye’nin coğrafi değerlerini tespit etmek, korumak ve geliştirmek

BÖLGELERİN OLUŞTURULMA GEREKÇELERİ

Ø  Türkiye coğrafyasını daha iyi öğrenmek ve öğretmek

Ø  Yabancı bölge isimlerini Türkçeleştirmek

Ø  Tarihi ayrıma dayalı olan bölge sınırlarını coğrafi özellikleri dikkate alarak yeniden düzenlemek

Ø  Bölge özelliklerini daha iyi analiz ederek ekonomik ve sosyal gelişmeyi hızlandırmak

Ø  Bölge ayırımında uluslararası coğrafi standartlardan yararlanmak ve günün şartlarına uygun hâle
getirmek

Ø  Farklı kriterlere göre oluşturulmuş ve karışıklığa yol açan bölge ayrımını ortadan kaldırmak

Ø  Yönetim işlerini kolaylaştırmak ve sorunların daha çabuk çözülmesini sağlamak

COĞRAFİ BÖLGELERİ OLUŞTURAN FAKTÖRLER

 

YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ

Coğrafi bölgelerin özelliklerini doğrudan ve dolaylı olarak belirleyen başlıca faktörlerden biri de yeryüzü şekilleridir.Örneğin, Karadeniz kıyısı boyunca uzanan Kuzey Anadolu Dağları ile Akdeniz kıyılarımız boyunca uzanan Toros Dağları, ülkemizin dağlık ve engebeli alanları arasında yer alır. Buna karşılık İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da plato ve ovalar geniş yer kaplar.Doğu Anadolu; yüksek dağları, çoğu yerde lav örtülerinden oluşan platoları ve 2000 metre ortalama yükseltisiyle ülkemizin diğer bölgelerinden ayrılır.Ege Bölgesi’nde ise kıyıya dik uzanan orta yükseklikteki dağlar ile bunlar arasında denize açılan geniş çöküntü ovaları bulunur.Yeryüzü şekilleri aynı zamanda iklim, bitki örtüsü, ulaşım, tarım alanları ve yerleşmeyi dolaylı yönden etkiler.

 

BEŞERÎ VE EKONOMİK ÖZELLİKLER

Ekonomik faaliyetlerin çeşitliliği coğrafi bölgelerin belirlenmesinde etkin rol oynamıştır. Örneğin, Marmara Bölgesi’nde sanayi ve ticaret ön plandayken Karadeniz Bölgesi’nde tarım ve balıkçılık, İç Anadolu Bölgesi’nde tahıl üretimi ve küçükbaş hayvancılık, Akdeniz Bölgesi’nde ise tarım ve turizm faaliyetleri ön plana çıkmıştır. Nüfusun dağılışı, yoğunluğu, miktarı, ekonomik faaliyetlerin çeşidi, dağılışı, ticari özellikleri bir bölgenin sınırlarının belirlenmesinde dikkate alınan diğer kriterledir.Örneğin, Karadeniz Bölgesi’nde nüfus, kıyı şeridine toplanmıştır fakat bölgede dağlık alanların yoğunluğundan dolayı dağınık yerleşmeler hâkimdir.İç Anadolu Bölgesi’nde ise nüfus, su kaynaklarının çevresinde toplanmıştır ve bölgeye toplu yerleşmeler hâkimdir.Nüfusun önemli bir bölümü şehirlerde yaşar.

TÜRKİYE’DE ULAŞIM SİSTEMLERİNİN GELİŞİMİ

Ülkemizin Can Damarı: Ulaşım

Ulaşım; İnsanın, eşyanın, bilginin vb. bir yerden başka bir yere gitmesi, taşınması ve iletilmesi olarak tanımlanabilir. Ulaşım sistemleri kara yolu, deniz yolu, hava yolu ve demir yolu ulaşımı olmak üzere ulaşım dört ana bölüme ayrılır. Ayrıca boru hattı ulaşımı ve İnternet diğer ulaşım sistemleridir. Bir ülkenin hem kendi sınırları içinde hem de dünya ülkeleri ile bağlantısını sağlayan en önemli hizmet sektörü ulaşımdır.

Ulaşım sektörü, ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde önemli göstergelerden birisidir. Ulaşım, üretim merkezleri ile tüketim merkezleri arasında ticaretin gelişmesini sağlar. Eski dünya karalan arasında doğal köprü niteliğinde önemli bir geçit konumuna sahip Anadolu topraklarından tarih boyunca önemli yollar geçmiştir. Eski ticaret yolları, ülkemizin yeryüzü şekillerine bağlı olarak uzanmıştır.

Ancak Anadolu’daki bu yolların uzanışında her çağın kültürünün, teknik imkânlarının, o zamanki bitki örtüsü ve doğal kaynaklarının da etkisi olmuştur. Örneğin, Anadolu’da Hititler döneminde yollar, şimdiki Boğazköy (Hattuşaş), Alişar ve Alacahöyük gibi kavşak noktalarından geçiyordu.

Kayseri yakınındaki Kültepe üzerinden Diyarbakır’a ve Mezopotamya’ya, Suriye ve Mısır taraflarına yollar uzanıyordu. En iyi bilinen örneklerden biri de tarihî İpek Yolu’dur.Bu yolları kontrollerinde tutan devletler daima sosyal ve ekonomik bakımdan güçlü devletler olmuşlardır.Anadolu’da Selçuklular ve Osmanlılar devrinde birçok yollar, köprüler, yol boylarında kervansaraylar ve hanlar yapılmıştır.

Anadolu tarihine baktığımızda, kıyılarımızda kurulan güçlü devletlerin ortak özellikleri denizcilikte çok gelişmiş olmalarıdır.

Ulaşım Üzerinde Etkili Olan Faktörler

Doğal Faktörler

Coğrafi Konum

Ulaşım Üzerinde Etkili Olan Faktörler

Coğrafi konumu nedeniyle ülkemiz toprakları, üç kıtanın (Avrupa, Asya ve Afrika) birleştiği noktada yer alır ve bu kıtalar arasında doğal köprü görevi üstlenir.Bu konumundan dolayı Türkiye, geçmişten günümüze kadar önemli yolların kesiştiği yer olma özelliği kazanmıştır. Bu Özelliği nedeniyle Avrupa, Kafkasya, Orta Asya, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’yu birleştiren kara yolu, demir yolu, deniz yolu ve hava yolu ile enerji taşımacılığında Türkiye merkez konumundadır.

Yeryüzü Şekilleri

Ülkemizin yüksek ve engebeli bir topografyaya sahip olması, kara yolu ve demir yolu yapım maliyetlerinin yüksek olmasına; yolların akarsu vadileri, çöküntü alanları, plato yüzeyleri veya su bölümü hatlarını takip etmesine neden olmuştur. Yurdumuzda yükseltinin az olduğu ovalar ve alçak platolar ulaşımın geliştiği alanlar olarak dikkati çekerler. Kuzey Anadolu Dağları, Toroslar ve Doğu Anadolu’nun yüksek, engebeli, dağlık morfolojisi kara yolu ve demir yolu ulaşımını zorlaştıran doğal coğrafi faktörlerdendir.Kara ve demir yollarımız genel olarak dağ sıralarının uzanışına uygun bir coğrafi dağılış gösterir.

İklim

Yurdumuzun iç kesimlerindeki karasal iklim koşulları, sadece kara yolu ulaşımında değil aynı zamanda hava yolu ve demir yolu ulaşımında da etkili olan doğal coğrafi faktörlerden biridir. İnşaat ve işletme aliyetlerinin artması, ulaşım hizmetlerinin kesintiye uğraması ile ortaya çıkan ekonomik kayıplar bu coğrafi faktörlerin sonuçlarından bazılarıdır.İklim faktörü kıyılarımızdaki deniz ulaşımı üzerinde de önemli rol oynamaktadır.Rüzgâr, yağış, sis ve sıcaklık gibi iklim elemanlarının ulaşım üzerindeki etkileri yılın her mevsiminde görülmektedir.

Beşerî ve Ekonomik Faktörler

Sanayileşme, teknoloji düzeyi, sermaye ve insan gibi beşerî ve ekonomik faktörler, ulaşım sistemlerinin gelişimi üzerinde doğrudan etkin rol oynamaktadır. Ülkelerin farklı beşerî ve ekonomik faktörlere sahip olmaları, ulaşım türleri ve hizmetlerinin de farklılık göstermesine neden olmaktadır.

Ulaşım Sistemlerimizin Gelişimi

Ulaşım sistemleri, bir ülkede başta ekonomi olmak üzere sosyal ve kültürel faaliyetlerin canlanmasında önemli rol oynar, ulaşımın Türkiye Cumhuriyeti’ndeki tarihî gelişimi iki döneme ayrılır.

Cumhuriyet Öncesi Dönemde Demiryolları

Ülkemizde ilk demir yolu yapımına 19.yy’ın son dönemlerinde başlanmıştır. Ülkemize demir yolunun ilk girişi 19. yüzyılın son dönemlerinde olmuştur. Başta Almanya, İngiltere olmak üzere Fransa, İtalya, Rusya gibi devletler farklı nedenlerle ülkemizde demir yollarının gelişimine öncülük etmişlerdir.Bu dönemde demir yollarının uzunluğu 4000 km’yi aşmıştır.Bu uzunluk günümüzde ülkemizde bulunan demir yollarımızın yaklaşık yarısına eşittir.

1923 ile 1950 Yılları Arasında Demiryollarının Ağırlıklı Olduğu Dönem

Cumhuriyet öncesinde demir yollarının büyük bir kısmı Konya-Ankara hattının batısında iken Cumhuriyet Döneminde yapılan yatırımların büyük bölümü doğuya kaydırılmıştır. 1925 yılında yapılan ilk Demir Yolu Kongresinde alınan kararlar gereği demir yolu yapımında; doğal kaynaklar, üretim merkez­leri ve pazar alanlarının bulunduğu yerlere öncelik verilmiş böylece ekonomiyi canlandıran bir ulaşım sis­temine geçilmiştir. Demir yolu ulaşımında bu ilerlemeler yaşanırken kara yolu yapımında büyük bir gelişme kaydedilememiştir. Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı Devleti’nden bugünkü ulusal sınırlarımız içinde kalan 18.350 km’lik bir kara yolu ağı devralmıştır.1923-1929 yılları arasında da 1.500 km civarında yol yapımı gerçekleştirilmiştir. Demir yollarındaki hızlı ilerleme 1940 yılına kadar sürmüş ve 1940-1950 yılları arasında ise tam bir durgunluk dönemine girilmiştir.Bu durgunlukta II. Dünya Savaşı’nın ve dünya oto­motiv sanayisinde pazar payının % 80′ini elinde bulunduran ABD’nin etkisi büyüktür.

1950′den günümüze kadar olan dönem

1950′den sonraki yıllar kara yolunun demir yoluna karşı üstünlüğünü kabul ettirdiği yıllar olmuştur.

Başta ülke içerisinde otomotiv sanayisinin montaj yoluyla da olsa kurulması gibi faktörler kara yolu taşı­macılığının beklenenin çok üstünde gelişmesine neden olmuştur. Ayrıca bugün ulaştırma sistemleri arasında kara yolu ile yapılan yük taşımacılığında % 90, yolcu taşımacılığında da % 95 gibi dengesiz bir dağılımın oluşmasına zemin hazırlamıştır.Sonuç olarak cumhuriyetin ilk yıllarında demir yollan yapımına verilen öncelik 1950 yılından itibaren yerini kara yolları yapımına bırakmış, bu durum planlı dönemde de devam etmiştir. 1980 sonrası dönemde ise otoyol yapımına hız verilmiş, kara yoluna yapılan yatırımlar öncelik kazanmıştır. 1950Tli yılarda demir yolu ve kara yolunun yolcu taşımacılığındaki payı birbirlerine yakın iken (Kara yolu % 49,9 ve demir yolu % 42,0) 2000 yılında kara yolunun payı % 95′e çıkmış, demir yolunun payı ise % 3′e kadar düşmüştür. Bu gelişmelerden olumsuz olarak en çok etkilenen ulaşım sistemi deniz yolu taşı­macılığı olmuştur.1950 yılında deniz yolunun yolcu taşımacılığındaki payı % 7,5 iken, bugün bu pay giderek azalmaktadır.

Kara Yolu

Kara yolu ulaşımı, gerek yolcu gerekse yük taşımacılığı açısından Türkiye’de ilk sıradadır. Osmanlı Devleti döneminden kalan kara yolu uzunluğunun yaklaşık 18.300 km olduğu bilin­mektedir.Cumhuriyetin ilk yıllarında kara yolu yapımına önem verilmiştir.

Bunun sonucunda 1938 yılın­da kara yolu uzunluğu 38.800 km’ ye ulaşmıştır. 1950 yılında Kara Yolları Genel Müdürlüğü kurulmuş ve bu tarihten itibaren kara yolu yapımına daha fazla önem verilmeye başlanmıştır. Kara yolu uzunluğu 1955 yılında 55.000 km, 2006 yılında ise yaklaşık 62.000 km’ ye ulaşmıştır. Türkiye’nin bulunduğu bölgede uluslararası taşımacılıkla ilgili projeler planlanmıştır, ülkemiz ile bağlantılı uluslararası kara yolu projelerinin başında Uluslararası E-yolları ağı, TEM (Trans European Motorway), Karadeniz Ring Koridoru ve İpek Yolu gelmektedir.

Deniz Yolları

Ulaşım sistemlerinin birleşme noktası olan limanlar, ülkelerin dünyaya açılan kapısıdır. Gemilerle gelen yüklerin kara yoluna, demir yoluna veya daha küçük deniz taşıtlarına boşaltıldığı, kara yoluyla gelen yükün başka yerlere gönderilmek üzere yüklendiği, yolcunun inip bindiği yerlerdir.Üç tarafı denizlerle çevrili olan ve İstanbul ve Çanakkale Boğazı gibi önemli su yolu geçişlerine sahip ülkemizde deniz yolu ile yük ve yolcu taşımacılığı Kabotaj Kanunu’nun (1 Temmuz 1926) kabul edilme­siyle gelişmeye başlamıştır. Ülkemizde 1933-1939 yılları arasında deniz yolu işletmeciliğinde devlet sek­törü hâkim durumda iken 1950′li yıllara doğru özel sektör etkin olmaya başlamış hatta şilepçilik alanın­da devlet sektörünü geçmiştir. 1950′den sonra deniz taşımacılığında dikkat çekici gelişmeler olmuştur. 1954 yılında Denizcilik Bankası, Türk denizciliğinin planlı ve devlet eliyle geliştirilmesi amacıyla kurul­muştur.Türkiye kıyılarındaki İstanbul, İzmit, İzmir, Bandırma, Mersin, İskenderun, Samsun gibi limanlar kara ve demir yolu ağlarının etkisi ile ulaşım fonksiyonları üst düzeyde etkin olan limanlarımızdır.

MARMARAY PROJESİ

Dünyadaki en önemli projelerden biri olan Marmaray Projesi, İstanbul’un kentsel yaşantısını sağlıklı sürdürebilmesi, kentlilere çağdaş bir kent yaşamı ve kentsel ulaşım imkânları sunabilmesi, kentin doğal tarihî özelliklerinin korunabilmesi için elektrik enerjisi kullanarak çevreyi kirletmeyen bir projedir.

Marmaray Projesi, 1985 yılında İstanbul’un genel trafik sisteminin bir parçası olarak planlanmıştır.Bu iki proje tamamlandıktan sonra Yenikapı İstasyonu, İstanbul’un Avrupa yakasındaki en önemli aktarma istasyonlarından biri hâline gelecektir; Asya yakasında ise Üsküdar İstasyonu aynı öneme sahip olacak ve aynı işlevi görecektir.İstanbul’un kent içi ulaşım sorununa toplu taşımacılıkla köklü bir çözüm getirmeyi amaçlayan bu proje kapsamında, Avrupa yakasındaki Halkalı’dan Anadolu Yakası’ndaki Gebze’ye kesintisiz, çağdaş, yüksek kapasiteli, hızlı, çevre ve tarihî dokuyu tahrip etmeyen, diğer ulaşım sistemleriyle entegrasyonlu 76,3 km uzunluğunda bir metro inşa edilecektir.Avrupa Birliği’nin hızlı tren ağlarıyla uyumu yönünde önemli bir adım olan Marmaray, Ankara-İstanbul Hızlı Tren, Kars-Tiflis Projeleri gibi projelerin gerçekleştirilmesiyle birlikte, Avrupa’dan Asya’ya, batıdan doğuya kesintisiz, hızlı, ekonomik bir demir yolu bağlantısı sağlayacaktır.

Hava Yolları

Türkiye; kara, demir ve deniz yolu ulaşımlarında olduğu gibi, hava yolu taşımacılığında da önemli potansiyele sahiptir. Asya-Avrupa arasındaki taşımacılıkta Türkiye’nin hava sahası ile havaalanları strate­jik ve ekonomik Öneme sahiptir. Bu özelliğinden dolayı Asya-Pasifik bölgesindeki hava taşımacılığı açısından Türkiye, merkez ve geçiş hattı konumundadır. Türkiye’de ilk hava ulaşımı 1933 yılında küçük per­vaneli uçaklarla başlamıştır. Bu amaçla 1933 yılında Havayolları Devlet İşletme Dairesi kurulmuş, bu daire 1938 yılında genel müdürlüğe dönüştürülmüş, 1956 yılında ise Türk Hava Yolları (THY) adını alarak iç ve dış hatlar yolcu, yük ve posta taşıma görevini üstlenmiştir. Günümüzde havacılık sektörü, özel hava yolu şir­ketlerinin katılımıyla ve artan yolcu kapasitesiyle büyük bir gelişme göstermektedir. İstanbul (Atatürk), Ankara (Esenboğa) İzmir (Adnan Menderes) ve Antalya şehirlerimizdeki hava limanlarımız uluslararası standartlara sahiptir.

Boru Hatları Ulaşımı

Kalkınmanın en önemli unsurlarından biri de enerjidir. Enerjinin verimli kullanımı, günümüzde hızla yaşanan küreselleşme sürecinde enerji arz eden ülkelerle talep merkezlerinin çeşitli taşıma yolları ve boru hatlarıyla birbirine bağlanmasını zorunlu kılmıştır. Dünyadaki önemli boru hatlarına bakıldığında, bunların Türkiye ve çevresinde yoğunlaştığı görülür. Bu durum, dünya petrol rezervlerinin % 65′nin, petrol üretiminin de % 30′unun Orta Doğu bölgesinde bulunması ile yakından ilgilidir, ülkemizin coğrafi konumu nedeniyle,

Ülkemizde özellikle son yıllarda doğal gaz ve ham petrol boru hattı yatırımlarına önem verilmeye başlanmıştır. Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Akdeniz ve Avrupa’ya çıkışında Bakü-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi gerçekleşmiştir. Ayrıcı Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Doğal gaz Boru Hattı Projelerinin hayata geçirilmesi yönünde gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Bu projeler, Türkiye’nin bölge ülkeleri İçerisindeki stratejik önemini de artırmaktadır. Hazar Denizi petrol ve doğal gaz rezervlerinin taşınması açısından, Türkiye’nin doğusundan geçerek Akdeniz’e ulaşan güzergâh, en kısa, maliyeti düşük, teknolojik ve çevresel açıdan uygun ve güvenilir seçeneği oluşturmaktadır. Böylelikle Türkiye, Hazar petrol ve doğal gazının dünya pazarlarına güvenli bir şekilde taşınmasını kolaylaştıracak­tır. Bu nedenle Türkiye; Hazar petrol ve doğal gaz rezervlerinin Batı’daki pazarlara taşınması yönünde­ki çabalarını, Doğu-Batı Enerji Koridoru Projesi’nin gerçekleştirilebilmesi üzerinde yoğunlaştırmıştır. Kafkasya ve Orta Asya’yı Avrupa’ya bağlayan boru hattı projeleri, bölgenin Batı’yla bütünleşmesi açısın­dan önemlidir. Güvenli ve ticari açıdan kârlı boru hatları, bölgenin istikrar ve refaha ulaşmasına yardım­cı olacaktır.

 

ULASIM SİSTEMLERİ VE KALKİNMA

Modern Ulaşım Sistemlerinin Gelişimi

Günümüzdeki ulaşım sistemlerinin gelişmesinde Sanayi Devrimi’nin büyük rolü olmuştur. Sanayi Devrimiyle başlayan ham madde talebi, tarım ve madencilik başta olmak üzere birçok ekonomik faaliyetin yapısal değişime uğramasına neden olmuştur. Üretim ve tüketim büyük çapta taşıma faaliyet­leriyle gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Günümüzde demir çelik sanayisinin gelişmesine paralel olarak ulaşım araçları da gelişmiştir. Çağdaş ulaşım araçlarının kolaylıkla hareket etmesini sağlamak için de enerji kaynakları kullanılmaktadır. Ulaşım   araçlarında  yıllar  içinde sağlanan gelişmeler, ulaşım sistem­lerini etkilemiştir. Yeryüzün­deki çeşitli bölgeler arasında sosyal ve ekonomik ilişkilerin gelişmesinde ulaşım ağları önemli rol oynar. Bir ulaşım ağı, iki ya da daha çok merkezi birbirine bağlayan çok sayıdaki yollar­dan oluşur. Ulaşım ağlarının ortaya çıkmasında doğal şartlarla birlikte ekonomik, stratejik ve sosyal nedenler de büyük rol oyna­maktadır.

Türkiye’de Ulaşım

Günümüzde gelişmiş ekonomilerde, bölgeler arasındaki ilişki ve iş bölümü artmaktadır, ulaşım sis­temleri ve bağlı oldukları ağlar bir bütün olarak gelişmektedir. Türkiye’de de bu yönde gelişmeler vardır. Türkiye mevcut taşıma seçenekleri açısından zengindir. Avrupa, Kafkasya, Orta Asya, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’yu birleştiren ulaşım yolları, enerji taşımacılığında Türkiye’yi merkezî bir konuma getirmiştir. Avrupa ülkelerini Orta Doğu’ya bağlayan kara yolları, Türkiye üzerinden geçer. Karadeniz kıyısındaki ülkeler, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Marmara ve Ege denizleri üzerinden Akdeniz’e ve okyanuslara ulaşır. Ülkemiz, son yıllarda Kafkasya’daki enerji kaynaklarının Batılı ülkelere ulaştırılmasında, konumu­nun verdiği avantajları etkin bir şekilde kullanmaktadır. Bakü-Ceyhan petrol boru hattı bu duruma verilecek en iyi örnektir.

Ulaşım Sistemlerinin Ekonomik Faaliyetlerle İlişkisi

Bir ülkenin ekonomik kaynaklarının değerlendirilmesinde, diğer ülkelerle ticari, kültürel İlişkilerinin kurulabilmesinde ulaşım sistemlerinin önemi büyüktür. Dünyada küreselleşme ve iletişim olanakları sürekli artmaktadır. Bu nedenle gelişmiş ulaşım sistemine sahip olmayan bir ülkenin dünya ile bağlantısı zayıf kalacaktır. Ulaşım ; ekonomik faaliyetlerle ve özellikle de sanayi ile yakından ilişkili olup bölgeler arasındaki ilişkilerin gelişmesinde önemli rol oynar. Ulaşım, farklı fiziki ve beşerî özel­iklere sahip bölgeler arasındaki bağlantıyı sağlar. Böylece bölge içerisinde bulunmayan bir ham madde gelişmiş ulaşım ağları sayesinde başka bölgeden temin edilebilmektedir. Dolayısıyla farklı böl­gelerde aynı ham maddeye dayalı sanayi kolları gelişebilir. Ülkemizde belirli ekonomik özellik­leri ile ön plana çıkan şehirlerimiz vardır. Örneğin, İstanbul, Kocaeli, Sakarya gibi illerimiz sanayi faaliyetleri bakımından gelişmiştir. Bu şehirlerimizde sanayinin gelişmesinde bölgedeki ulaşım ağları doğrudan ve dolaylı olarak etkili olmaktadır.Bir bölgede üretilen tarımsal ürün ve imal edilen sanayi maddesi ulaşım sistemleri aracılığıyla başka alanlara ulaştırılır. Üretim ve tüketim merkezleri arasındaki bağlantının kurulması, sanayi faaliyetlerinin gelişmesi ulaşım sistemleri ile yakından ilişkilidir. Giderek artan ekonomik ilişkiler ve artan enerji talebi nedeniyle gelişmiş ulaşım sistemlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle ulaşım, günümüzde olduğu gibi gelecekte de ekonomik yapının gelişmesi için temel sektörlerden birisi olacaktır.

 

Yerleşmelerin Gelişmesinde Ulasımın Etkisi

Ulaşım faaliyetleri, özellikle şehirleşme açısından büyük önem taşır. Genellikle bir şehrin önemli bir kısmı cadde ve sokaklardan oluşmaktadır. Özellikle ekonomik gelişmede bölgesel dengesizlik yüzünden belirli bölge­lerdeki şehirlerin göçlere bağlı olarak aşırı bir şekilde nüfuslandıkları göze çarpar. Bu durum, şehir alanlarının genişlemesine ve trafik sorun­larının yaşanmasına neden olmaktadır. Ulaşım  faaliyetleri,  şehirlerin   büyümesi üzerinde de etkilidir. Bu nedenle şehir planla­masında  ulaşım  büyük  önem  taşır.   Büyük şehirlere besin, ham madde ve diğer ürün­lerin  getirilmesi,   şehirlerde  üretilen  mad­delerin dağıtımı ulaşım ile gerçekleşir. Şehir içi ulaşım ve şehrin büyümeye devam etmesi, trafik sorunlarının da giderek artmasına neden olmaktadır. Günümüzde özellikle şehirlerin çevresine yapılan otoyolları şehirlerin kırsal alanlara hızla yayılmasına neden olmaktadır.

Ticaret Nedir?

Ticaret, bir tür geçim kaynağıdır. Ticaret, üretimin artmasına ve ulaşım ağının genişlemesine bağlı olarak gelişme gösterir. Günümüzde sanayileşme ile birlikte üretimde de artışlar olmuştur. Üretimin art­ması hem iç hem de dış ticareti geliştirmiştir, ulaşım geliştikçe ham madde ve ürünlerin nakledilmeleri zaman ve maliyet açısından ticaret için çok daha uygun hâle gelmiştir. Ticaretin en belirgin özelliği arz (sunu) ve talep (istek) tir. Bir diğer özelliği ise toptan ya da perakende olmasıdır. En önemli ticaret mekânları; dükkânlar, mağazalar, marketler, pazarlar, panayırlar, fuarlar ve alışveriş merkezleridir. Bu mekânlar malların sergilenerek tüketiciye ulaştırıldığı ve tüketicinin beğenisine sunulduğu yerlerdir. Eskiden beri var olan ticaret mekânları, günümüzde önemli değişimler göstermiştir. Büyük şehirlerde dükkân ve mağazaların yerini süpermarketler, grosmarketler almıştır. Ülkemizde ticarete konu olan ürünlerin tür ve çeşitliliğinde belirgin farklılıklar dikkati çeker. Bu fark­lılığın temel kapsamı, kırsal alanlardan şehirlere tarım ürünleri ve sanayi ham maddeleri götürülürken, şehirlerden kırsal alanlara ise sanayi ürünleri satışının yapılması şeklindedir. Başta büyük şehirler olmak üzere ülkemizin her yöresine Orta Anadolu’dan tahıl, Akdeniz kıyılarından turfanda sebze ve meyve, Trakya’dan ayçiçeği ithal edilir. Doğu Anadolu’da beslenen hayvanlar ve bu hayvanlardan elde edilen hay­vansal ürünler yurdumuzun en fazla nüfus yoğunluğuna sahip kuzeybatı kesiminde özellikle İstanbul’da pazarlanır. Doğu Anadolu’ya ise çoğunlukla İstanbul’da üretilen hazır giyim, ilaç, tıbbi malzemeler, elek­trikli eşyalar satılır. Ayrıca büyük sanayi merkezlerimizde üretilen madeni eşyalar ve sanayi ürünlerinin diğer yörelere satışı gerçekleştirilmektedir. Yurdumuzdaki iç ticaret çekim ve dağıtım merkezlerini şu şekilde sınıflandırabiliriz.

1. Büyük Şehirler

Bu kentler, hem mal ve hizmet üretim merkezleri hem de tüketim merkezleridir. İhraç ve ithal edilen malların tüm ülkeye dağıldığı, büyük ölçekli ticaret merkezleri grubunda yer alırlar. İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Gaziantep, Adana gibi kentlerimiz bu grup içindedir.

İstanbul

Ülkemizin en büyük iç ve dış ticaret merkezidir. Ticaretteki canlılığa bağlı olarak şehirde özel sektör kuruluşları çoğalmış ve İstanbul ekonomik merkez hâline gelmiştir. İstanbul Ticaret Odası, İstanbul’da ticaretle ilgili faaliyet gösteren önemli bir kuruluştur. Bünyesinde 98 meslek kuruluşu ile 300 bini aşan kayıtlı üyesi bulunan İstanbul Ticaret Odası, ticareti yönlendiren beyin konumundadır. Toptancı hali, ticaret borsası gibi önemli ticaret unsurları da şehrin diğer ticaret organizasyonlarıdır. İstanbul’da bankacılık ve borsa faaliyetleri de çok gelişmiştir. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası önemli ticari kuruluşlardan biridir .Son yıllarda gösterdiği gelişmelerle Türkiye ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır. Bankacılık ve finans sektörü büyük ölçüde ticari faaliyetlere bağlı olarak çalışmaktadır. Türkiye’de iç ticaretin % 40rı, ithalatın yarısından fazlası, ihracatın % 6O’ı İstanbul’dan gerçekleşmektedir. İstanbul, Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden biridir. Sahip olduğu doğal ve tari­hî güzellikleri turist çekmektedir. Son yıllarda ise kongre turizminin de cazibe merkezi hâline gelmiştir.

İzmir

Türkiye’nin ikinci büyük ticaret merkezidir. İzmir’in modern bir limana sahip olması ve çevresinde çok çeşitli ürünlerin yetiştirilmesi ilin ticari önemini artırmaktadır. Ege ovalarında yetiştirilen üzüm, incir, pamuk, tütün gibi ürünlerin çoğu, tüccarlar ve üreticiler tarafından İzmir Ticaret Borsası’nda satılmaktadır. Büyük toptancı kuruluşlarının ve firmalara bağlı bölge temsilciliklerinin İzmir’de bulunması ve uluslararası ölçekte bir fuarın (İzmir Enternasyonal Fuarı) her yıl burada kurulması İzmir’i büyük bir ticaret merkezi hâline getirmiştir. Türkiye’nin üzüm ve incir ihracatının tamamı, pamuk ihracatının yarısı, tütün ihracatının 3/4′ü İzmir Limanfndan yapılır. İzmir Ticaret Borsası, İstanbul’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük borsasıdır.

2.Orta Büyüklükteki Şehirler

Bu şehirlerin etki alanları sınırlıdır. Belli bir bölgenin mal­ları bu şehirlerde toplanarak büyük tüketim merkezlerine gönderilir.  Büyük merkezlerde üretilen çeşitli mallar bu böl­gelere getirtilerek pazarlanır. Bu konumlarıyla bölgesel ticaret merkezleri halindedirler, örneğin, Konya, Kayseri İç Anadolu’da; Malatya, Erzurum Doğu Anadolu’da; Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa, Güneydoğu Anadolu’da; Samsun, Trabzon Karadeniz’de; Adana, Mersin Akdeniz’de bölgesel ticaret merkezleri konumundadırlar.

 3.Sanayi Faaliyet Bölgeleri

Büyük sanayi tesislerinin kurulduğu (Adapazarı-İstanbul arasındaki sanayi bölgesi gibi) veya maden rezervlerinin zengin olduğu (Zonguldak kömür havzası gibi) bölgelerdir . Ticari açıdan çekim ve dağıtım merkezleridir. Aynı zamanda nüfus yoğunlukları nedeniyle tüketim merkezleri durumundadırlar.

 

4.Hal, Pazar, Panayır ve Fuarlar

Haller, yaş meyve ve sebzelerin satışa çıkarıldığı yerler olarak önem taşırlar. Haller, haftanın her gününde, pazarlar ise haftanın belli bir gününde üretici ile tüketicinin alışveriş ettikleri yerlerdir. Panayırlar, yılın belli dönemlerinde belli bir süre için kurulan ve sergi niteliği taşıyan alışveriş alanlarıdır. Fuarlar; ticaret, sanayi, tarım ve kültür alanlarında bölge ve ülke imkânlarının gücünü tanıtmak, üreti­cilerle tüketicileri karşılaştırmak üzere kurulur. Fuarlar kuruldukları yerde ticaretin canlanmasına neden olur ve kuruldukları yerin ekonomisine katkı sağlarlar. Ayrıca fuarlar, eğlence ve turizm merkezi olma özelliğine de sahiptirler.

 

DIŞ TİCARET

Uluslararası Ticaretin Doğuşu

Günümüzde insanlar eskiden olduğu gibi yalnızca çevresinde bulunan mal ve ihtiyaçları almamakta seçim hakkını en iyi şekilde kullanabilmek için çaba sarf etmekte ve daima aynı ihtiyacı karşılayacak fark­lı alternatifler peşinde koşmaktadır. Bu nedenle insanlar sadece kendi ülkesinde üretilen mal ve hizmetlerle yetinmemekte diğer ülkelerin mallarını çeşitli kriterlere göre değerlendirip bunların arasından seçim yapmak zorunluluğunu duymaktadır. Bu durum ticaretin ne kadar değiştiğinin ve geliştiğinin de en belirgin örneğidir. İşte uluslararası ticaretin doğuşu da kısaca bu şekilde olmuştur. İç piyasalar ülkede alınan siyasi kararlardan, ülkenin siyasi rejiminden, vergi ve maliye politikasından ve benzeri daha birçok unsurdan etkilenmektedir. Bunun gibi uluslararası piyasalarda savaşlardan, isyan ve çatışmalar­dan, ülkelerin siyasi ve ekonomik sistemlerinden, gümrük tarifelerinden ve daha başka hususlardan et­kilenmektedir.

İthalat-İhracat (Dış Ticaret)

Ülkemizdeki ithalat ve ihracat hareketlerini 1980 öncesi ve sonrası şeklinde ayırmak gerekir. 1980 öncesinde bir tarım ülkesi olan Türkiye’nin ihracatında tütün, üzüm, incir, fındık, pamuk ilk sıralarda yer almaktaydı. Buna karşılık ithal ettiğimiz ürünler arasında makine, elektrikli ev gereçleri, ulaşım araçları, saat ve ölçü aletleri önemli yer tutmaktaydı.

Cumhuriyetin ilk yıllarında dış ticaret hacminin fazla olmadığını görürüz.1980 sonrasında Türkiye’de ekonomik anlamda önemli değişiklikler olmuştur. 1980′lere kadar ekonomi üzerinde koru­macı ve müdahaleci politikalar izlenmiş, 1980′den sonra serbest piyasa ekonomisine geçiş yapılmıştır. 24 Ocak 1980′de alınan kararlarla ihracata dayalı sanayileşme politikası benimsenmiştir. Bu dönemde ihracatı artırmaya yönelik politikalar uygula­maya konulmuş, bürokratik engeller büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Türkiye’nin 1996 yılında Gümrük Birliği’ne girmesiyle AB’den alınan sanayi malları itha­latında artış olmuştur. Bu durum iç piyasada yerli üreticiyi zor durumda bıraksa da rekabet ortamı oluştuğundan ürünlerin kalitesinde önemli bir artış olmuştur. Bu kalite artışının ardından yerli üreticinin kendine olan güveni daha da artmış ve ürettiği malı dış piyasaya sür­müştür. Böylece sanayi ürünleri İhracatımız hızla artmıştır. Son yıllarda ihracatımız büyük ivme kazanmıştır. Bunun yanında birçok ürünün ithalatı devam etmektedir. Bu durum dış ticaret açığının artmasına ve ülke dışına döviz çıkması­na sebep olmaktadır.

Günümüzde gelişen teknolojiyle birlikte ülkeler arasında ithalat ve ihracat artmış, mal ve hizmetler oldukça çeşitlenmiştir. Yakın döneme kadar sanayi ürünleri, tarım ürünleri ile maden ihracat ve ithalatı ön planda iken günümüzde hizmet ithalat ve ihracatı büyük önem kazanmıştır, örneğin, bir Türk fir­masının yabancı bir ülkede faaliyet izni alarak GSM şirketi kurması ve işletmesi hizmet ihracıdır. Buna karşın yabancı kuruluşlardan bilgisayar yazılımlarının satın alınması hizmet ithalatına örnek verilebilir. Şimdi ülkemizin ithalat ve ihracat ürünlerini görelim.

Ülkemizin ithalatında sanayi ürünleri önemli yer tutmaktadır. Türkiye hızlı bir sanayileşme sürecine girmiş olmasına karşın giderlerin çoğu satın alınan sanayi ürünleri, fabrika kur­maya yarayan aletler, makine, elektrikli ev gereçleri, kara taşıtları, saat ve ölçü aletleri, ilaç ve kimyasal maddeler, motorlu araçlar, silah, optik araçlar, petrol, tropikal ürünler (muz, kivi, kahve, pirinç, hurma) ve diğer mallara dayanmaktadır.

Türkiye Hangi Ülkelere Mal Satar, Hangi ülkelerden Mal Satın Alır?

Türkiye dış ticaretinde, ülke gruplarına göre ithalat ve ihracatta, daha çok belli ekonomik birliklere yönelmiştir. Bu birliklerin başında AB ülkeleri dahil OECD { Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) ülkeleri, İslam ülkeleri ve serbest bölgeler gelir. Diğer ülkelerin ise dış ticaretimizde payı çok azdır.

 

ÜLKEMİZİ SEMBOLİZE EDEN MEKANLAR

Müze ülke Anadolu

Uygarlıklar beşiği olarak bilinen ülkemiz çok zengin bir tarihî mirasa sahiptir. Aynı zamanda Türkiye bu zengin tarihi mirasla birlikte doğal güzelliklerinde sergilendiği açık hava müzesi görünümündedir.

Dünyada çok az ülke Türkiye kadar zengin tarihî mirasa sahiptir. Dünya Miras Listesi’nde ülkemiz, dokuz farklı mekânı ile yer alır. Dünya ölçeğinde sayısal olarak bu değer yeterli görülebilecekken, Türkiye’nin sahip olduğu zenginlikler göz önüne alındığında bu sayının olması gerekenin çok altında olduğu hemen göze çarpar. Ülkemizin sahip olduğu tarihî ve doğal mirasların çokluğu ile bu mirasların dünya çapında eşsizliği ülkemizin yurt dışında tanınmasında önemli bir kriter olarak karşımıza çıkar.

Son yıllarda ülkemiz için, uluslararası turizmin önemi giderek artmıştır. Türkiye’nin doğal ve kültürel güzelliklerinin büyük bir bölümü henüz iç ve dış turizmin kullanımına sunulamamıştır. Buna rağmen Türkiye dünyada en çok turist çeken ilk 20 ülke içindedir. Türkiye, turizm kaynaklarını en verimli şekilde kullandığında turizm gelirlerini çok büyük ölçüde artıracaktır.

TÜRKİYE’NİN TURİZM POLİTİKALARI

Niçin Turizm?

İnsanlar çok eskiden beri yaşadıkları yerden başka yerlere çeşitli amaçlarla geziler düzenlemişlerdir. Kimi zaman değişik yerleri görme merakı, kimi zaman da heyecan ve macera tutkusu insanları bireysel veya toplu geziler yapmaya yöneltmiştir. İnsanlığın eski dönemlerinden bu yana seyahatler giderek artış göstermiştir. Günümüzde ise özellikle ulaşım ve iletişim imkânlarının ulaştığı seviye nedeniyle bu seya­hatler kitlesel bir boyut kazanmıştır. İnsanlar, yaşadıkları yerden başka bir yere; görme, tanıma, dinlen­me, eğitim, spor, tedavi ve kutsal yerleri ziyaret etmek gibi amaçlarla geziler düzenlemektedirler.

Turizm, 1980′li yıllardan sonra ekonomik, sosyal ve çevresel yönleri ile birlikte ele alınmaya başlan­mıştır. Çünkü Türkiye’nin sahip olduğu doğal ve tarihî zenginliklerin turizme yansımadığı görülmüştür. Bu nedenle yasal düzenlemeler yapılarak turizm teşvik kanunları çıkartılmış, vergi ve gümrük muafiyet­leri özel döviz tahsisleri verilmiştir. Bu önlemlerle turizmde büyük gelişmeler sağlanmış, 1984-1990 yılları arasında turizm ortalama %12,1 oranında büyüyen bir sektör olmuştur. Turizm, sağladığı döviz getirişi ve istihdam yoluyla ülke ekonomisini olumsuz yönde etkileyen önemli bir sektördür. Farklı kültürler arasında etkileşim sağlaması nedeniyle de sosyal ve kültürel bir boyut kazanır. Turizm, aynı zamanda çevreyi de etkileyen önemli bir faaliyettir.

Turizmin Ekonomiye Etkileri

Turizm, milyonlarca insanın katıldığı ve birçok etkinliğin bir arada bulunduğu kitle hareketi niteliği kazanmıştır. Turizm sektörü; uçak şirketleri, deniz ulaşım araçları, tren, kiralık araba şirketleri, pansiyon­lar, restoranlar ve toplantı merkezleri gibi kimi büyük, kimi küçük iş kollarından oluşan alt sektörlerle bağlantılıdır. Ayrıca turizm, günümüzde telekomünikasyon ve enformasyondan sonra 21. yüzyıla dam­gasını vuran, dünyanın üç temel hizmet sektöründen biri durumundadır.Türkiye ekonomisinde turizm önemli bir yer tutar. Özellikle 1980 yılından bu yana dış turizm alanın­da yaşanan gelişmeler, ülkemiz ekonomisine büyük bir katkı sağlamaya başlamıştır. Bu dönemde Türkiye, diğer ülkelerdeki insanlar için önemli bir çekim merkezi hâline gelmiştir.

Turizmin Kültürel İlişkilere Etkileri

Turizm, kültürel etkileşime neden olan bir faaliyettir. Seyahatler ve konaklamalar sırasında kurulan ilişkiler sonucunda farklı sosyal ve kültürel yapılara sahip toplumlar arasında bilgi alışverişi yaşanabilir. Turizm, toplumların dünya görüşünü ve başka ülke insanları ile ilgili düşüncelerini etkileyen sosyal bir olaydır. Turist olarak başka ülkelere seyahat eden insanlar o ülke insanlarını çeşitli açılardan etkilediği gibi onlardan da önemli ölçüde etkilenmektedir.

Turizmin Çevreye Etkileri

Çevre, turizmin temel kaynağıdır. Bu kaynağın sürekli ve dengeli bir şekilde yönetilmesi, tahrip edilmemesi aksine kalitesinin artırılması gerekmektedir. Bir ülkedeki sosyal, tarihî, doğal ve kültürel değerler o ülkenin turizm potan­siyelini  oluşturur . Tarihî ve doğal çevre değer­leri dikkate alınmadan turizmin gelişmesi mümkün değildir. Turizm faaliyetleri gerçekleştirilirken gerek tesis kurulma aşamasında gerekse sonrasında doğal kaynak tahribatı olmaktadır. Dolayısıyla turizm etkinliklerinin sürekliliği için bu değerlerin korunması, fiziksel durumlarının iyileştirilme­si gerekir. Türkiye’de turizm sektörü, deniz kıyılarında yoğundur. Bu nedenle deniz suyunun ve plajların temizliği, çevre kalitesinin en önemli göstergesidir. Gürültü ve trafikten kay­naklanan hava kirliliği, çarpık kentleşme, tarım toprak­larının betonarme yapılar hâline gelmesi ve orman yangınları gibi nedenlerle ekosistemlerdeki dengeler bozulmaktadır. Dolayısıyla turizm potansiyelini oluşturan değerler yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır.

Türkiye’nin Turizm Stratejisi

Türkiye, turizm sektörünü geliştirmeye yönelik stratejiler geliştirmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan “Türkiye Turizm Stratejisi (2023)” ile turizm sektöründe gerçekleştirilmek istenen hedefler belirlenmiştir. Bununla turizm sektöründe kamu ve özel sektör iş birliğinin sağlanması, üretim, yönetim ve uygulama süreçleri açısından bir yol haritasının oluşturulması amaçlanmıştır. Türkiye Turizm Stratejisi (2023), 9. Kalkınma Planı (2007-2013) hedefleri ile uyumludur. Buna göre ülkemizin doğal, kültürel, tarihî ve coğrafi değerlerinin koruması ve bu denge içerisinde kalkın­ması hedeflenmiştir. Bununla beraber ülkemizde yaygın olan kıyı turizminin yanı sıra alternatif turizm imkânlarının geliştirilmesiyle, uluslararası turizm gelirlerinden alacağı payın artırılması hedeflenmektedir.

Türkiye’nin 2023 Turizm Stratejisi

Sürdürülebilir turizm yaklaşımı benimsenerek, istihdamın artırılmasında ve bölgesel gelişmede                   tur­izmin öncü bir sektör konumuna ulaştırılması, Türkiye’nin 2023 yılına kadar, uluslararası pazarda turist sayısı ve turizm geliri bakımından ilk beş ülke arasında uluslararası bir marka hâline getirilmesinin sağlanması, Ekonomik gelişimi destekleyen; fiziksel düzeyde uygulanabilir, toplum yönelimli ve sürdürülebilir turizm ilkesini içeren bir planlama yaklaşımının ortaya konması, ulusal, bölgesel ve yerel ölçekte markalaşmanın hedeflenmesi, ulusal tanıtım ve pazarlamaya ek olarak varış noktası bazında tanıtım ve pazarlama faaliyetlerine başlanması, Zengin kültürel ve doğal değerlere sahip kentlerimizin markalaştırılarak turistler için bir çekim nok­tası hâline getirilmesi,Alternatif turizm türlerinden öncelikli olarak sağlık turizmi, termal turizm, kış turizmi, golf turizmi,deniz turizmi, eko turizmi, yayla turizmi, kongre ve fuar turizminin geliştirilmesi hedeflenmiştir.

TÜRKİYE’DE NÜFUSUN GELECEĞİ

TÜRKİYENİN NÜFÛS POLİTİKALARI

Neden Nüfus Politikası

Nüfus ve nüfusun özellikleri’ ülkeler için hayati önem taşır. Nüfus miktarı ve özellikleri ile ülkelerin kalkınmaları arasında ilişki bulunmaktadır. Bir ülkenin kalkınabilmesi veya bir devletin varlığını devam ettirebilmesi için mutlaka nüfus gereklidir. Ancak günümüzde bazı ülkeler, aşırı nüfus artışının sorun oluş­turması ve buna karşı önlem alınması gerektiğinden hareketle çeşitli nüfus politikaları uygulamaktadır. Türkiye’de farklı dönemlerde farklı nüfus politikaları uygulanmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından planlı dönemin başladığı 1963 yılına kadar nüfus artış hızını yükseltici, bu dönemden günümüze kadar ise nüfus artış hızını düşürücü politikalar uygulanmış, hızlı nüfus artışının ekonomik kalkınmada bir engel olduğu düşüncesi yaygınlık kazanmaya başlamıştır.1963 öncesi dönemde aile planlaması gibi nüfus artış hızını kontrol altına alan, doğum oranlarını düşüren uygulamalar teşvik edilmezken 1963′ten sonra bu tür uygulamalar teşvik edilerek nüfus artışının yavaşlatılmasına yönelik politikalar hız kazanmıştır.

 

Nüfus Politikalarında Kilometre Taşları

1923 – 1963 Yılları Arasındaki Politikaların Dayanak Noktaları

ü  Fazla nüfusun bir ülke için siyasi ve askeri güç

ü  Tarımda makineleşmenin yetersiz olması nedeniyle

ü  Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı nedeniyle erkek insan gücüne çok fazla ihtiyaç olması

ü  Türkiye’nin hızla kalkınmak zorunda olması

ü  Hızlı çoğalma İle ülkedeki sosyal iş bölümü ve ihti­saslaşmayı sağlamak

ü  Türkiye’de ölüm oranının yüksek olması nedeniyle nüfustaki azalmanın doğumlardaki artışla önlen­
meye çalışılması

ü  Türkiye’nin tabii kaynaklarını işletmek, uygulanan tekniği modernleştirmek nüfus miktarının azal­ması

ü  Tifüs ve sıtma gibi hastalıkların yaygın olması sağladığı ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin özgürlüğünü devam ettirmesinin bir şartı olduğu düşünceleri

 

Uygulanan Politikalar

1960 yılına kadar izlenen politikalar çeşitli sosyal, ekonomik ve hukuki önlemlerle desteklen­miştir. Bu önlemleri aşağıdaki maddeler altında toplamak mümkündür.

Ø  Fazla çocuk sahibi olan ailelerin yol vergisinden muaf tutulması ( 1929)

Ø  Nüfus artırma politikası ile doğum evi kurmak, fakir vatandaşlara ücretsiz ilaç dağıtmak (1930)

Ø  Altı ya da daha fazla çocuklu annelerin para ya da madalya ile ödüllendirilmesi (1930)

Ø  Çok çocuklu ailelere vergi muafiyetinin getirilmesi (1931)

Ø  Nüfus artışını istenilen seviyeye çıkartmak, anne ve bebek ölüm oranlarını düşürmek için alınması
gerekli önlemleri araştırmak üzere nüfus komisyonunun kurulması (1932)

Ø  Göçleri teşvik etmek amacıyla göçmenlere gümrük muafiyeti getirilmesi (1934)

Ø  Yurt dışından gelen göçmenlerin ülke geneline dağıtımı ve yerleştirilmesi,

Ø  Ekonomik ilgi alanlarına göre, çok düşük faizli ve uzun dönemli krediler verilmesi

Ø  Çok çocuklu ailelere hazineye ait topraklardan tarla bağışlanması (1936)

Ø  Evlenme yaşının erkekler için 17, kadınlar için 15′e indirilmesi (1938)

Ø  Düşük ve gebeliği önleyici ilaç ve araçların satılması, kullanılması ve bu konuda eğitim ve propagan­
da yapılmasının yasaklanması

Türkiye’de nüfusun az olması sorununu ulusal bir politika olarak ele alan Atatürk’te halk sağlığının korunması ve güçlendirilmesi, ölümlerin azaltılması, nüfusun artırılması önemle vurgulanmıştır.

1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı ve Sağlık Bakanlığı tarafından 1960 öncesi nüfus artışını teşvik eden nüfus politikasının değiştirilmesi üzerinde tartışmalar başlatılmıştır. Hızlı nüfus artışının iktisadi gelişmeye engel olduğu ileri sürülmüştür.

Politikaların Dayanak Noktaları

Ø  1950 sonrasında sağlık hizmetlerinin gelişmesiyle ölüm oranının azalmaya başlaması

Ø  Tarımda makineleşme

Ø   Orduda insan gücünden çok silah gücünün ön plana çıkması

Ø Nüfus artışı, I. Beş Yıllık Kalkınma Planında (BYKP) bir sorun olarak tanımlanmakta ve nüfus artış
hızını azaltıcı tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Uygulanan Politikalar

1960′larda Türkiye’de nüfus politikası alanında önemli sayılabilecek bazı gelişmeler olmuştur. 1963-1967 yıllarında uygulamaya konulan I. Beş Yıllık Kalkınma Planında yeni bir nüfus politikası oluşmaya başlamıştır. Nüfus planlaması alanındaki hizmetleri yürütmek için 1965 yılında Sağlık Bakanlığına bağlı Nüfus Planlaması Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Nüfus Planlaması Kanunu ile kişilere istediği zaman, istediği sayıda çocuk sahibi olma özgürlüğü tanınmıştır.1968′de uygulamasına geçilen II. Beş Yıllık Kalkınma Planında politika “aile planlaması” olarak değişmiş, aile planlaması ile anne çocuk sağlığı hizmetlerinin birlikte yürütülmesi planlanmıştır.III. Beş Yıllık Kalkınma Planında nüfusun nitelik ve nicelik değişimleriyle sosyal ve eko­nomik kalkınma arasında karşılıklı etkileşime değinilmiştir.IV. Kalkınma Planında III. Beş Yıllık Kalkınma planda olduğu gibi anne çocuk sağlığı üzerinde durulmuştur.1985-1989 yılları arasında uygulanan V Yılık Kalkınma Planında nüfusun sağlık, eğitim, beslenme ve barınma imkânları, bebek ölüm hızının azaltılması konuları üzerinde durulmuştur.1990-1994 döneminde nüfus politikasının kapsamı, hızlı nüfus artışının çevre üzerindeki etki­lerinin önlenmesi, kadının statüsünün yükseltilmesi konularını da kapsayacak biçimde genişlemiştir. 1994 yılı kalkınma programında, kadının kalkınmaya katılımı için politikaların geliştirilmesi, cinsiyete dayalı veri tabanı oluşturulması ve kadınların eğitiminin desteklenmesi vurgulanmıştır.1996-2000 döneminde sanayileşme ve şehirleşmenin aile yapısında meydana getirdiği değişimden hareketle bu değişimin etkilerine karşı ailenin çağdaş kurum ve hizmetlerle desteklenmesi karar­laştırılmıştır.2001-2005 döneminde nüfus artış hızındaki düşmenin devam edeceği tahmin edilmiş, aile planlaması   hizmetlerinin   sağlık   hizmetleri   ile   bütünleştirilerek   sunulacağı   ilkesi   benimsenmiştir.2007-2013 döneminde Türkiye’nin değişen nüfus yapısı, özellikle eğitim, istihdam ve sosyal güven­lik alanlarındaki politikaların ele alınması kararlaştırılmıştır.

 




Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler



Yorumlar

İlgili Terimler :
SiZ SORDUNUZ BiZ CEVAPLADIK!
dinlerin evrensel öğütleri nelerdir
10.sınıf cografya 189 1.etkinlik
kuran 5.cüzünde coğrafya ile ilgili ayetler
kuran 5.cüzünde coğrafya ile ilgili ayetler
2 sayfalık bir metinde fiil çatısı bulma
ses olaylarını bulurmusunuz ??
bu şiirin ses olaylarını bulurmsunuz acıl lazım ama şimdiye
herhangi bir 3 tane şiirin ses olaylarını verirmsiniz
27.3-²-3²+5 işleminin sonucu kaçtır yardım lütfen
6. sınıf matematik kesirlerle ilgili performanslar
SORU SORMAK İÇİN TIKLAYINIZ